Yaklaşık iki haftalığına kendime zaman ayırdım.
İşi, gücü, günlük koşuşturmayı biraz geride bırakıp yola çıktım.
İlk durağım Çorum oldu.
Doğrusunu söylemek gerekirse Çorum’dan bu kadar etkileneceğimi düşünmüyordum.
Ama etkilendim.
Hem de fazlasıyla.
Bir şehre girdiğinizde ilk ne dikkatinizi çeker?
Binaları mı?
Caddeleri mi?
Parkları mı?
Bence hiçbiri.
İlk dikkatinizi çeken şey o şehrin size hissettirdiğidir.
Çorum bana huzur hissettirdi.
Caddeler tertemiz.
Sokaklar tertemiz.
Parklar temiz.
Yeşil alanlar bakımlı.
Şehirde dolaşırken insanın gözüne sürekli çöp takılmıyor.
Bu küçük bir mesele değil.
Çünkü temizlik aslında bir şehrin aynasıdır.
Bir başka ayrıntı dikkatimi çekti.
Çöp konteynerleri.
Neredeyse her apartmanın önünde vardı.
Apartman kalabalıksa bir tane değil...
İki tane.
Gerekiyorsa üç tane.
Basit görünüyor değil mi?
Aslında belediyecilik biraz da budur.
Vatandaşın ihtiyacını görüp çözümü onun ayağına götürmek.
Fakat bütün başarıyı belediyeye yazmak da haksızlık olur.
Çünkü Çorum halkında da farklı bir şehir bilinci gördüm.
Parkta oturan insan çöpünü yere atmıyor.
Sokakta yürüyen elindekini gelişi güzel bırakmıyor.
İnsanlar yaşadıkları yere saygı gösteriyor.
İşte mesele tam burada başlıyor.
Bir belediye şehri temizleyebilir.
Ama bir şehri yalnızca belediye temiz tutamaz.
Halk sahip çıkmıyorsa dünyanın en fazla temizlik personelini çalıştırın, yine yetişemezsiniz.
Sonra insanlara Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın'ı sordum.
Gazetecilik alışkanlığı...
Bir şehre gidince insanları dinlersiniz.
Esnafı dinlersiniz.
Vatandaşı dinlersiniz.
Sokakta konuşursunuz.
Kime sorduysam Başkan Aşgın hakkında ciddi bir olumsuzluk duymadım.
Tam tersine...
Sevildiğini hissettim.
Kendisiyle de ayaküstü kısa bir sohbetimiz oldu.
Uzun uzun konuşmadık.
Zaten bazen insanı anlamak için saatlerce konuşmaya gerek yoktur.
Davranışı...
İnsanlara yaklaşımı...
Sıcaklığı...
Birkaç dakika bile fikir verebilir.
Bende bıraktığı izlenim olumluydu.
Çorum'da beni etkileyen sadece belediyecilik değildi.
Şehrin kendi değerlerine sahip çıkmasıydı.
Mesela futbol.
Çorum FK, tarihinde ilk kez Süper Lig'e yükseldi.
Bir şehir için futbol sadece 90 dakika değildir.
Hele Anadolu'da hiç değildir.
Şehrin reklamıdır.
Ekonomisidir.
Heyecanıdır.
Çocukların hayalidir.
Esnafın hareketlenmesidir.
Şehrin adının Türkiye'nin dört bir yanında duyulmasıdır.
Çorum bunu başardı.
Ama dikkatimi çeken başka bir şey daha oldu.
İş insanları kulüplerine destek vermek konusunda adeta yarışıyor.
Şehrin takımını yalnız bırakmıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki...
O forma sadece futbolcuların sırtındaki forma değildir.
Üzerinde ÇORUM yazıyor.
İşte tam burada insan ister istemez Osmaniye'yi düşünüyor.
Osmaniyespor'u düşünüyor.
Neden bizim şehrimizin güçlü iş insanları da Osmaniyespor'un etrafında daha güçlü şekilde birleşmesin?
Neden Osmaniyespor bir gün Süper Lig hayali kurmasın?
Neden olmasın?
Çorum yaptıysa...
Başka Anadolu şehirleri yaptıysa...
Osmaniye neden yapamasın?
Mesele sadece para değil.
Mesele inanmak.
Mesele sahiplenmek.
Mesele "Bu şehir benim" diyebilmek.
Çorum'da havaalanı meselesini de konuştum.
Şehir havaalanı istiyor.
Üstelik bu konuda ciddi bir birliktelik havası var.
İş dünyasından bile "Gerekirse biz yapalım" iradesi ortaya konuyor.
Bakın...
Tam da anlatmaya çalıştığım şey bu.
Bir şehir bir şeyi gerçekten istiyorsa sadece Ankara'ya bakmamalı.
Milletvekili istemeli.
Belediye istemeli.
İş insanı istemeli.
Esnaf istemeli.
Gazeteci istemeli.
Vatandaş istemeli.
Herkes aynı hedefe bakmalı.
Peki Osmaniye?
Biz ne yapıyoruz?
Osmaniye Belediye Başkanı İbrahim Çenet'in son dönemde şehirde yaptığı çalışmaları görüyoruz.
Caddeler yenileniyor.
Yollar düzenleniyor.
Yeşil alanlara yönelik çalışmalar yapılıyor.
Şehrin çehresini değiştirecek projeler konuşuluyor.
Eksikler yok mu?
Var.
Eleştirilecek işler yok mu?
Elbette var.
Zaten gazetecinin işi alkışlamak değil.
Gördüğü yanlışı da söyleyecek.
Ama doğru yapılanı da söylemek zorundayız.
Çünkü eleştiri başka şeydir.
Haksızlık başka şey.
Başkan Çenet'in Osmaniye için havaalanı talebini gündemde tutmasını önemsiyorum.
Osmaniye'nin büyükşehir olması yönündeki mücadelesini de önemsiyorum.
Bunlar bir belediye başkanının kişisel meselesi değildir.
Olmamalıdır.
Havaalanı İbrahim Çenet'in havaalanı olmayacak.
Osmaniye'nin havaalanı olacak.
Büyükşehir statüsü İbrahim Çenet'in şahsi unvanı olmayacak.
Osmaniye'nin geleceğini ilgilendirecek.
O nedenle meseleye siyasi gözlüklerle bakmamak gerekiyor.
Başkanı seversiniz.
Sevmezsiniz.
Oy vermişsinizdir.
Vermemişsinizdir.
Bir sonraki seçimde verirsiniz.
Vermezsiniz.
Bunların hepsi demokrasinin doğal parçası.
Ama Osmaniye hepimizin.
Şehir söz konusu olduğunda ortak paydamızın adı Osmaniye olmalı.
Bir belediye başkanı Osmaniye için doğru bir iş yapıyorsa desteklemek gerekir.
Yanlış yapıyorsa da söylemek gerekir.
Ben gazeteci olarak yine eleştireceğim.
Eksik gördüğümde yazacağım.
Yanlış gördüğümde yazacağım.
Ama güzel bir şey yapıldığında da "güzel olmuş" demekten çekinmeyeceğim.
Çünkü gazetecilik sadece yanlış aramak değildir.
Doğruyu teslim etmek de gazeteciliğin görevidir.
Çorum bana bunu yeniden düşündürdü.
Bir şehri yalnızca belediye başkanı değiştirmiyor.
Bir şehri yalnızca vali değiştirmiyor.
Milletvekilleri tek başına değiştirmiyor.
İş insanları tek başına değiştirmiyor.
Şehri şehir yapan...
Hepsinin aynı noktada buluşabilmesi.
Çorum'da gördüğüm en önemli şey belki de buydu.
Şehrine sahip çıkma duygusu.
Futbol takımına sahip çıkıyor.
Havaalanına sahip çıkıyor.
Sokağına sahip çıkıyor.
Parkına sahip çıkıyor.
Esnafına sahip çıkıyor.
Bizim de Osmaniye'de daha fazla yapmamız gereken tam olarak bu.
Şehrimize sahip çıkmak.
Sadece belediyeden beklemeyeceğiz.
Çöpümüzü yere atmayacağız.
Parkımızı koruyacağız.
Ağacımızı koruyacağız.
Osmaniyespor'a sahip çıkacağız.
Şehrimize yatırım yapan insanları destekleyeceğiz.
Yanlış yapanı eleştireceğiz.
Doğru yapanın da hakkını teslim edeceğiz.
Çünkü şehir olmak sadece nüfus meselesi değildir.
Binaların yüksekliği hiç değildir.
Şehir olmak bir kültürdür.
Birlikte yaşama kültürü.
Sahiplenme kültürü.
Ortak hedef belirleme kültürü.
Osmaniye genç bir il.
Ama potansiyeli büyük.
Sanayisi var.
Tarımı var.
Yer fıstığı var.
Tarihi var.
Doğası var.
Stratejik konumu var.
Otobanı var.
Demiryolu var.
Ve en önemlisi...
İnsanı var.
Eksik olan ne?
Belki biraz daha birliktelik.
Biraz daha şehir bilinci.
Biraz daha "ben" yerine "biz" diyebilmek.
Çorum'dan dönerken aklımda tek bir düşünce vardı.
İnsan başka şehirleri gezmeli.
Sadece tatil yapmak için değil.
Kendi şehrini daha iyi görebilmek için.
Çünkü başka şehirleri gördüğünüz zaman yaşadığınız şehrin hem güzelliklerini hem eksikliklerini daha net fark ediyorsunuz.
Çorum güzel olmuş.
Bunu söylemekten çekinmeyelim.
Tertemiz olmuş.
Yeşil olmuş.
Huzurlu olmuş.
Takımına sahip çıkmış.
Şehrine sahip çıkmış.
Geleceğini konuşuyor.
Darısı Osmaniye'nin başına demeyeceğim.
Çünkü "darısı" biraz beklemeyi ifade ediyor.
Ben beklemek istemiyorum.
Osmaniye de yapabilir.
Hatta daha iyisini yapabilir.
Yeter ki isteyelim.
Yeter ki şehrimizi siyasi tartışmaların üzerinde tutabilelim.
Yeter ki yapılan her işe "Kim yaptı?" diye bakmadan önce...
"Osmaniye'ye faydası var mı?" diye soralım.
İbrahim Çenet bugün belediye başkanıdır.
Yarın başka biri olur.
Valiler değişir.
Milletvekilleri değişir.
Partiler değişir.
Meclisler değişir.
Ama...
Osmaniye kalır.
İşte bütün mesele bu.
Kişilere değil...
Şehre yatırım yapmak.
Kişilerin arkasında değil...
Osmaniye'nin geleceğinin arkasında durmak.
Çorum'da sokaklarda gezerken gördüğüm temizliği kıskandım.
Yeşilliği kıskandım.
Şehir aidiyetini kıskandım.
Futboldaki birlikteliği kıskandım.
Havaalanı için ortaya konulan iradeyi kıskandım.
"Kıskandım" derken kötü anlamda değil.
Keşke bizde de daha fazlası olsun anlamında.
Çünkü bazen kıskanmak iyidir.
İnsanı harekete geçirir.
Şehirleri de...
Çorum'a teşekkür ederim.
Bana güzel bir tatil başlangıcı yaşattığı için değil sadece.
Osmaniye'ye başka bir şehirden bakmamı sağladığı için de.
Şimdi mesele gördüğümüz güzellikleri anlatmak.
Örnek almak.
Daha iyisini istemek.
Ve en önemlisi...
Osmaniye için hep birlikte elini taşın altına koymak.
Çünkü başka Osmaniye yok.









Yorum Yazın